Dolar

16 Ekim 2021 23:03 Haftalık Kültür
resimler-kitap/dolar_nedir.jpg
google news

Dolar kelimesinin kökeni, günümüz Çek Cumhuriyeti'nde bulunan Joachimsthal şehrinde 16.yy.da işlenen yeşil gümüş madeni paralara dayanır. Bu paralara Joachimsthaler ya da kısaca Thaler denmekteydi. Thaler kelimesinin zamanla Avrupa'da yayıldıkça Taler, Taler'dan da Dollar'a dönüştüğü düşünülüyor. Bir dolar yüz sente karşılık geliyor. Pek çok dolar bazlı para birimi olsa da en yaygın ve bilinen olanı, tüm dünyada bir ikame aracı olan Amerikan Doları yani USD.

Dolar sembolünün ortaya çıkışı ise tartışmalı bir konu. Bu konuda pek çok farklı görüş var. Bunlardan en kabul göreni, coğrafi keşiflerle sömürge arayışında olan İspanyolların, ticari faaliyetleri sebebiyle yaptıkları seyahatlerin bir sonucu olarak bu gümüş madeni paraları Avrupa'da yaygın hale getirdikleri fikrine dayanıyor. Bu fikre göre İspanyol parası "peso" tekil durumda kısaltıldığında büyük p harfi ile (P), çoğul durumda kısaltıldığında ise p üssü küçük s harfi ile gösteriliyordu. Zamanla ikinci kısaltmanın, p üzeri küçük s harfinin, p harfinin üzerine gelen büyük s harfi şeklini aldığı ve bu haliyle benimsendiği düşünülüyor. 

DOLAR İŞARETİ SEMBOLÜ

Bir diğer görüşe göre, bu işaret United States'in (Birleşik Devletler) baş harfinden geliyor. S harfi büyük u harfi ile birleştiğinde, u harfinin alt kısmının zamanla ortadan kalkmasıyla (u harfinin s harfinden oldukça küçük olduğu düşünülürse) iki çizgili bir s harfinin ortaya çıktığına inanılıyor. 

In God We Trust

Amerikan Dolarının öyküsü 1781 yılında The Bank of North America'nın para basmaya yetkili banka olarak atanmasıyla başlar. 1785 yılında ABD Kongresi Doları ABD'nin para birimi olarak kabul eder. 1792'de kabul edilen Tedavüle Para Çıkarma Kanunu ile ABD Darphanesi kurulur ve madeni para basmaya başlanır. İlk kâğıt para 1861 yılında dolaşıma çıkar. 1864 yılına gelindiğinde dönemin papazı banknotların üzerinde "Tanrıya Güveniriz" yazısının bulunmasını önerir. Önerisi kabul edilir ve 1965 yılında çıkarılan kanunla paraların üzerinde bu yazının bulunması zorunluluk haline getirilir. Bu söylemden önce paraların üzerinde kolonileştikten sonra birleşerek bağımsızlığını sağlayan ABD'nin, sloganı "E pluribus unum (Çokluktan Birliğe)" yazmaktadır. 


Piercy, Joseph, Semboller Evrensel Bir Dil, Maya Kitap,2021
Bankalarda bulunan dolar mevduatı

Bikram: Yogi, Guru, Saldırgan

05 Eylül 2021 12:00 Haftalık Kültür
resimler-kitap/Bikram_yogi_guru_predator.jpg

Bikram Choudhury 1970’ler Amerika’sında Hindistan’dan kendini ithal etmiş bir yogi yani yoga uygulayıcısı. Kendi adını verdiği Bikram Yoga ile kendine has bir yoga felsefesi yarattığı ve kendine mal ettiği 26 duruş 2 nefeslik özel seriyi uyguladığı biliniyor. Bikram Yoga, diğer adıyla sıcak yoga, ekstrem sıcak bir ortamda kişinin kendi fiziksel sınırlarını zorlayarak gerçekleştirdiği bir yoga türü denilebilir.

Netflix yapımı Bikram: Yogi, Guru, Predator adlı belgesel bu yoga türünün ortaya çıktığı zamandan beri sayısız kişiyi etki altına alışını, eski ABD Başkanı Nixon’ı iyileştirip Hollywood ünlüleri gibi üst düzey kişiler arasında popüler olup medyada büyük bir yer buluşunu anlatılıyor. Bu yoga ile beraber yoga'yı ABD'de popülerleştirip fenomen haline getirme süreci ve bu sürecin sonunda başlangıçtaki halinden ne kadar uzaklaştığı aktarılıyor.

yogi bikram yoga pozunu verirken fotoğrafı

Bikram'ın belgeselin başında ilk ortaya çıktığı zamanki yeni bir başlangıcın getirdiği tazelik ve güzel niyetlerden oluşan enerjisi o zamanlara tanıklık etmiş kişilerin ifadelerinden hissediliyor. Onun için dönüm noktalarından biri geçirdiği talihsizlik üzerine pes etmeyişi ve ABD’ye gidip Başkan Nixon’a şifa oluşu. Bunun üzerine yeşil pasaport almak için hiç uğraşmadığını aktarıyor, Nixon’ın ona hayranlığı ve minnettarlığının bir timsali olarak ABD pasaportu edindiğini ifade ediyor.

Zamanla kitlelere yayılan Bikram Yoga, belki topluluk psikolojinden belki de gerçekten yoga serisinin veya metodunun gerçekten insanlara iyi gelişinden hızlıca büyüyor ve onu zamanla piramidin tepesindeki kutsal zengin adama çeviriyor. Ancak metot Bikram’ın kişileri aşağılamasını da içeriyor. Şifanın çoğunlukla aşağılanma üzerinden bireyin kendini bastırarak Bikram’a teslim etmesine dayalı aktarımı Bikram’ın yarattığı iyi niyet kalkanının zamanla işlevini yitirmesine ve çatlaklar oluşmasına sebep oluyor.

biikram sıcak yoga salonunda yoga eğitimi verirken

Bikram ve yoga topluluğu, özünde varlığını Bikram’ın varlığına adamış kimseler tarafından oluşturulan bir topluluk. Bu topluluğun bireylerinin manevi olduğu kadar maddi anlamda da topluluğun içinde kalmasına yol açan kapalı bir sistem üzerine kurulu. Ancak sistemin özünü oluşturan güç yani Bikram’ın kendisi, insanların ona duyduğu olağanüstü bağlılığının sebep olduğu vazgeçilmezlik hissi sebebiyle zamanla sorumsuzlaşıyor ve bu durum onun eylemlerinde doğru yanlış kavramlarını yitirmesine sebep oluyor. Bir kadınla birlikte olmak için rızasının gerektiğini ve bu rızanın sahibi olamayacağı olasılığını idrak edemez hale gelen Bikram, zamanla idrakini kaybetmiş suçlu olduğunu kabullenemeyen bir tecavüzcüye dönüşüyor.

Ne var ki, masumiyet karinesine göre Bikram bir suçlu değil. Bikram’a yönelik bir soruşturma ve kovuşturma cinsel saldırı anlamında olmamış. Çünkü cinsel saldırıya uğrayan kadınlar için yapabilecek en iyi şey yollarına devam etmek olmuş.

Kendisine tecavüz eden kişinin alnını öpüp odasına geri döndüğünde bir daha olmaması için dua eden mağdurların ifadelerinden anlaşıldığı üzere bu kadınlar sistemin en şansız halkası olarak kendilerini sevmeyi sürdürmek zorunda kalmışlar çünkü hayatlarının kendileri ve sevdikleri için devam etmesi gerektiğini fark etmişler. Piramidin üstünde oturanın hipnotize eden kudretinin fazlasıyla altında oldukları gibi çıkaracakları sesin bu piramidi yıkmaya yetmeyeceğini düşünmüşler.

Mağdurların psikolojisini aktaran belgeselde, bu insanların davranışlarının sorgulanmaması gerektiği de hissettiriliyor. Davranışlarının sebeplerini anlamakta kendilerinin de çok büyük zorluklar çektikleri görülüyor çünkü.

Kutsal çemberin etrafına toplanmış toplulukların -içerde paylaştıkları ne olursa olsun- karanlık taraflarını aydınlatan bu türdeki üretimler, aslında hiç sahip olmadığı bir ışık ona bahşedilmiş gibi davranan bir insan evladından insanların gözlerini alamayışını gözler önüne seriyor.

Halbuki o insan evladının, Bikram’ın kendisine Nixon’ın bahşettiğini söylediği yeşil kartının aslında hiç olmayışı gibi, herhangi birinden bir farkı olmadığı anlaşılıyor.